Sözel İletişim – Göze Bak, Kalbe Konuş; İyi Konuş, Daha İyi Dinle!

Sözel İletişim – Günümüzde sahiden de “Ağzı olan konuşuyor!” Oysa iki kulakları da kapalı insanlar var; aramızda dolaşıyorlar. Çocukken dedemin ve anneannemin konuşurken neden bağırarak konuştuklarını daha sonra anlamıştım; işitme problemleri vardı. Kendisi duymadığı için karşısındakinin de duymadığını sanarak bağıra çağıra konuşuyorlardı. Özellikle de dedem; kulakları ağır duyduğunda anneannem iki de bir “Ülen herif, biraz alçak sesle konuş!” derdi.

Her konuşmanın iki tarafı vardır. İletişim zaten budur; tek taraflı olsaydı iletim olurdu; devlet memurlarına yapıldığı gibi; “Tebliğ” edilirdi. O halde hem konuşmak hem dinlemek; her ikisi de iletişim sanatı için çok önemli bir yere sahiptir.

Peki, konuşma becerileriniz nasıl? Bir düşünün: Akıcı bir konuşmacı mısınız? Konuşmalarınız buyurgan mı? Ricacı mı? Emredici mi? Yalvarıcı mı? Yoksa yağcı mı?

Eğer kendinizi konuşma becerileri açısından zayıf görüyorsanız bu yazıyı okumaya devam edin:

Konuşma sırası size geldiğinde şunları yapın:

1- Düşüncenizi Açık Net İfade Edin

Sözel İletişim – Kafa karıştırıcı mesajların en yaygın kaynağı karışık düşüncelere sahip olmaktır. Üzerinde düşünmeden söylemek durumunda kalacağınız düşüncelerinizi söylemeden önce kafanızda evirin çevirin. Sonra söyleyin. Unutmayın ki, “söz sizden çıkmadan sizin esiriniz iken, çıktıktan sonra siz onun esiri olursunuz.”

O halde ilk tavsiyemiz; öncelikle düşüncelerinizi düzenleyin.

2- Ne demek istediğinizi söyleyin.

Ne demek istediğinizi tam olarak söyleyin. Lafı eveleyip gevelemeyin.

3- Konuya gelin.

Sözel İletişim – Siz de yaşamışsınız; konuşmacı uzun bir giriş yapar; konuya bir türlü gelemez. Onu dinleyeni daldan dala uçurur; ama yine de konuya gelemez. Süre biter, sıkılırsınız, sonuçta konuşmadan sonra “ne dedi?” diye sorsanız herkesin cevabı “hiçbir şey” olacaktır.

4- Kısa ve öz olun.

Sözel İletişim – “Sözün güzelliği kısalığındadır.” İbn-i Sina’nın bir sözüdür. Öyle konuş ki, her kelimesi anlam dolu olsun. “Teşrifatçı laflardan kaçının.” Bu da Bediüzzaman’ın bir sözü. Kelimeleri boşa harcamayın. Karışıklık, kullanılan kelime sayısı ile doğru orantılı olarak büyür. En kısa, en tanıdık kelimeleri kullanarak açık ve kısaca konuşun.

5- Kendiniz olun.

Her birimizin açık bir şekilde iletişim kurmamıza yardımcı olabilecek bir kişiliği vardır. Bu kişiliğimiz, özelliklerimizin, düşünce kalıplarımızın ve tavırların bir karışımıdır. Konuşmanızda maksimum net olmak için maksimum doğal olun. Daha inandırıcı olursunuz ve rahat edersiniz.

6- Resimlerle konuşun.

Sözel İletişim – “Bir resim bin kelimeye bedeldir” klişesi her zaman doğru olmasa da çoğu kez doğrudur. İnsanların kavramları görselleştirmesine yardımcı olan kelimeler, bir mesajı iletmede çok yardımcı olabilir.

Kör bir virajın etrafından geçen bir demiryoluna yaklaşıyorsanız, arabanızın kornasıyla bir mesaj gönderebilirsiniz. Ancak bu, iletişim görevinizin en önemli kısmı değildir; önemli olan, iletişim, durduğunuzda, baktığınızda ve dinlediğinizde gerçekleşir; bu sohbet için de yararlı bir öğüttür.

Buraya kadar bir konuşmacı olarak yapmanız gerekenlerdi. Şimdi de dinleme sırası size geldiğinde şunları yapın:

1- Özenle dinleyin.

Sözel İletişim – Konuşma ve yazma gibi, dinlemek, gerçek bir ilgi gerektirir. Dinlemeye konsantre olmazsanız, fazla öğrenemezsiniz ve öğrendiklerinin çoğunu hatırlamazsınız. Çoğumuz duyduğumuzun yalnızca yüzde 25’ini elimizde tutabiliyoruz. Bu nedenle, hafızada tutma ve kavrama oranınızı artırabilirseniz, daha çok yararlanırsınız.

ABD senatosunda bir ofisin duvarında şu yazılıydı: “Konuşurken, öğrenmiyorsun.”

2- Gözlerinizi kullanın.

Sözel İletişim – Yalnızca kulaklarınızla dinlerseniz, mesajın çoğunu kaçırırsınız. İyi dinleyiciler dinlerken gözlerini açık tutar.  Yüz, anlamlı bir iletişim aracıdır; konuşmacının yüz mesajlarını okumayı öğrenin. Konuşmacı sözlü bir mesaj verirken, yüz “ciddiyim”, “Şaka yapmıyorum”, “Bunu sana söylemem acı veriyor” veya “Bu bana büyük zevk veriyor” diyebilir.

3- İnsanları dinlerken şu sözel olmayan sinyalleri gözlemleyin:

Bir gözünü ovuşturanlar

“Sanırım haklısın” sözünü duyduğunuzda ve konuşmacı bir gözünü ovuşturduğunda, tekrar tahmin edin. Bir gözü ovuşturmak, konuşmacının içten bir şeyi kabul etmekte zorlandığının bir işaretidir.

Ayaklarını tıpış (tıp tıp yere vuranlar) yapanlar

Bir ifadeye ayak vurma eşlik ettiğinde, genellikle söylenenlere güven eksikliğini gösterir.

Parmakları ovuşturanlar

Konuşmacının başparmağı ve işaret parmağını birbirine sürttüğünü gördüğünüzde, bu genellikle konuşmacının bir şeyi arka planda tuttuğu anlamına gelir.

Önce ışıldayıp, sonra ciddileşenler 

Konuşmacının tavana sonra oraya buraya baktığını ve hızla yanıp söndüğünü gördüğünüzde, ele alınan konudan bir kaçışı vardır.

Çarpık gülümseyenler

Gerçek gülümsemelerin çoğu simetriktir. Ve yüz ifadelerinin çoğu geçicidir. Bir gülümseme, fark edilir derecede çarpıksa, muhtemelen sahte bir gülümsemeye bakıyorsunuzdur.

Temastan kaçınan gözler

Zayıf göz teması, düşük benlik saygısının bir işareti olabilir, ancak aynı zamanda konuşmacının doğru olmadığını da gösterebilir.

Yalnızca bu görünür sinyallere dayanarak bir karar vermek akıllıca olmaz. Ancak sorulacak soru türleri ve uyanık olunması gereken yanıtlar hakkında size değerli ipuçları verebilirler.

4- İşleri kolaylaştırın.

Sözel İletişim – Zayıf dinleyici olan insanlar, zayıf istifade ederler. Oysa iyi dinleyiciler, dinlemek istedikleri kişilere geldiklerinde, önceden bir hazırlık yaparak gelirler. İyi konuşmacı hazırlık yaparak geldiği gibi, iyi dinleyici de konu hakkında ön araştırma ve önbilgi sahibi olursa daha çok istifade edecektir.

Mutlu ve eğlenceli konuşma ve dinlemeler.

Bunu da okuyun:

Akıllı İnsanların Söylememesi Gereken 10 Cümle

Yazan: Yeni Eğitim Dergisi

Bir Cevap Yazın