Bir Başarı Öyküsü ve Sürdürülebilir Okul Gelişiminde Almanya Örneği

Okul Gelişimi – Eğitim Reformu Girişimi’nin (ERG) her yıl Sabancı Üniversitesinde düzenlediği İyi Örnekler Konferansı’ndan sonra, nerelerde yerel çalıştaylar yaptığını gösteren listeyi aşağıda görüyorsunuz (yanlışım yoksa Şanlıurfa ve Gaziantep’i de eklememiz lazım).

Liste

Peki bu listede dikkatinizi çeken bir şey var mı?

Listeye uymayan, aykırı duran?

Sanki bu burada olmamış dediğiniz bir husus?

Bulabildiniz mi? Eminim bulmuşsunuzdur.

Bulduğunuzun ne olduğunu çek etmeniz için ben, yazının sonunda bu konuya tekrar değineceğim.

Bir Okulun Başarı Öyküsü

Ekip olarak çok çalışmış ve yaklaşık üç yıllık süreçte okul gelişimi ile ilgili okulda yaptıklarımızı, kurduğumuz sistemi paylaşmak, kendimizi Türkiye genelinde değerlendirmek ve eksiklerimiz daha iyi görmek için 2007 yılında MEB’in “Yılın Kaliteli Kurumu” yarışmasına katılmıştık.

Bir devlet okuluyduk ancak bu yapamayacağımız anlamına gelmiyordu. Her şeyden önce okulda tüm paydaşlar olarak harika bir sinerji oluşturmuş, kurduğumuz yönetişim ile öğrenen bir okula dönüşerek, zayıf olarak gördüğümüz birçok yönümüzü fırsata çevirmeyi öğrenmiştik. Özellikle biz öğretmenler, bu süreçte sürekli yenileniyor, öğreniyor ve hep daha iyisini istemeye başlıyorduk.

MEB’in yaptığı ilk elemelerden sonra saha ziyaretine kaldık, başarılı bir değerlendirmenin ardından da on finalist okul ile ödülümüzü almak için Ankara’ya gittik. Ödül töreninde uzun ve heyecanlı bir bekleyişten sonra 2006/2007 eğitim-öğretim yılında Türkiye’nin en kaliteli 2. okulu olduk.

Ekibimizdeki sevinç büyüktü. Bu gerçekten de çok büyük bir başarıydı. Öyleydi ama yine de hayal kırıklığı yaşadım desem yanlış olmaz. Üzgün olduğumu gören bir öğretmen arkadaşım, tören sonrası yanıma gelerek, ikinciliğin de çok önemli olduğunu söyleyip beni teselli etmeye çalıştığını çok iyi hatırlıyorum. Bunun üzerine kendisine geçen yılın en kaliteli okulunu sorduğumda hemen cevap vermiş, 2.yi sorduğumda ise cevap veremediğini de hiç unutmuyorum. Sanırım ne demek istediğimi anlamıştı.

Dereceye girmiştik, 2. olmuştuk ama ya sonrası? Asıl önemli olan kısmı da burasıydı aslında. Bu süreçte kazandığımız okul kültürünün devam ettirilmesi, yaşatılması gerekiyordu. Çünkü biz okulda bir sistem kurduğumuza inanıyorduk.

Epey bir süre de bu süreci işletebildik ve hatta okul gelişiminin bir diğer önemli çıktısı olarak okul aile birliğimiz, MEB tarafından Türkiye’nin en iyisi seçilmiş ve OAB yönetimi Ankara’ya davet edilerek, okulda yaptıkları çalışmaları orda sunma imkânı bulmuştu.

Peki sonra?

Sonrası pek de istediğimiz gibi olmadı.

Zamanla hedefine ulaşmış bir sporcu gibi bu konudaki motivasyonumuz giderek düşmeye başladı ve nihayetinde bu yolculukta çok önemli rol oynayan bazı yönetici, öğretmen ve hatta okul aile birliği yönetiminin okuldan ayrılması sonucu, birkaç yıl içinde hedeflerinden epey uzaklaşmıştı.

Eminim “Yılın Kaliteli Kurumu” sürecine katılan birçok okul aynı veya benzer süreci yaşamıştır. Şu an “Demek ki kurum kültürü oluşturamamış ve kişilere bağlı bir sistem kurulduğu için uzun soluklu olamamışsınız.” diye düşünler olduğunu tahmin edebiliyorum.

Ancak bir devlet okulu olarak sürdürülebilir bir okul gelişim süreci oluşturmak çok da kolay olmadığını deneyimledik ve tam da bu aşamada MEB, ödül alan okulları, değerlendirme sonrasında yalnız bırakmamalı ve çok iyi bir planlamayla, bu süreci etkili bir şekilde yönetmesi gerektiğini düşünüyorum.

Peki sürdürülebilir bir okul gelişim süreci nasıl sağlanabilir?

Bu çalışmayı kimler nasıl yürütmeli?

O dönemki uygulamadan farklı neler yapılabilir?

Nasıl bir hizmet içi eğitimi konsepti geliştirilmeli?

Bu çalışmalarla nasıl bir katma değer sağlanabilir?

Bu sorulara yanıt verebilmek için Almanya örneğini vermek istiyorum. Ancak örneğe geçmeden bu tür sistemlerin dışarıdan doğrudan alınması taraftarı olamadığımı da önemle belirtmeliyim. Yine de uluslararası platformdaki örnekleri de göz ardı etmemeli, uyguladığımız çalışmalara entegre ederek bize uygun sistemler geliştirebiliriz kanaatindeyim.

Sürdürülebilir ve etkileşimli okul gelişim modelini Almanya’da uygulayan enstitü “Alman Okul Akademisi”dir (Die deutsche Schulakademie). Bu kurum iki vakıf tarafından finanse edilmekte olup on kişilik bir ekip tarafından yönetilmektedir.

Kurum, ülke çapında okul gelişim ve öğretmen eğitiminde etkin olup bu alanda yeni konseptlerin oluşmasına katkı sağlamaktadır.

Alman Okul Akademisi, 2007 yılından beri okullar arasında “Schulpreis” adı altında Almanya’nın en kaliteli okullarını seçiyor. Şu ana kadar (2020) yaklaşık her okul türünden 67 okul, uyguladıkları etkili okul gelişim modelleri dolayısıyla dereceye girmiş.

Akademinin “ İyi okullar, kendi paydaşlarının etkin katılımı ile yerinde geliştirilir. Bu okulların gelişebilmesi için de örneklere ihtiyaçları vardır.” felsefesiyle, yarışmada ödüle hak kazanmış okullarla, okul gelişim modeli üzerinde çalışan öğretmen ve yöneticileri farklı platformlarda sistematik olarak bir araya getiriyorlar.

11 yıl içinde de yaklaşık 6500 eğitimcinin, ödül kazanmış 67 okuldan doğrudan istifade etmeleri sağlanmıştır. Ödüle layık görülen 67 okulun yöneticileri her yıl akademi bünyesinde bir araya getirilerek, okul gelişimi alanındaki yenilikleri okullarında nasıl uygulamaları gerektiği ile ilgili geniş tabanlı fikir alışverişlerinde bulunuluyor, aralarından dört eğitimci seçip yukarıda bahsettiğim on kişilik heyette, ödül almış okulları temsil etmeleri sağlanıyor. Böylece işin mutfağındakiler yönetim sürecine dahil edilmiş olurlar.

Akademi her yıl, ödül alan tüm okul yöneticilerine yönelik düzenlediği kongre dışında, ülke ve yerel düzeyde seminer ve konferanslar, her biri 4-5 modülden oluşan ve 2-3 yıl süren atölye çalışmaları da organize etmektedir.

Ancak benim üzerinde durmak istediğim konu, akademinin hizmet içi eğitimlerini saha ziyaretleri şeklinde yapılandırması olacak.

Okul gelişimi planlaması yürütmeye başlayan okul yöneticileri ve öğretmenler, bu sürecin başında doğru bir yönlendirmeye ihtiyaç duyarlar, çünkü okul organizasyonu diğer kurumlardan çok daha karmaşık bir yapıya sahiptir. Bu desteği de bu okullar farklı yollardan sağlarlar.

Kimi okullar MEM’lerdeki uzmanlardan, kimi okullar da profesyonel destek alır ki, bu maliyetli bir tercihtir. Alman Okul Akademisi ise olaya daha farklı bakmaktadır. Akademi, bu konuda eğitim almak isteyen eğitimcileri ödül almış olan okullara saha ziyaretine göndererek, bu okulların nasıl bir işleyişe sahip olduklarını yerinde gözlemleme, deneyimleme, bizzat yaşama imkânı vermektedir. Böylece bu eğitime katılan yönetici ve öğretmenler, okul gelişimi ile ilgili teorik bilgilerden çok, doğrudan işin mutfağında, bu konuda uzun yıllar çalışan, kendini kanıtlamış, tecrübeli, kaliteli ve etkili okullarda yerinde görerek çok değerli pratik bilgilere sahip oluyorlar.

Peki bunu nasıl organize etmişler, biraz da ona bakalım:

  • Saha ziyaretleri 1 haftadır,
  • Bu tür bir saha ziyaretine katılmak isteyen eğitimciler akademiye başvururlar,
  • Adaylar, başvuru sırasında ödül almış ve saha ziyareti yapılabilecek 67 okuldan 3 tanesini tercih sırasına göre seçebiliyorlar,
  • Başvuranlar arasından seçilen şanslı öğretmenlere, saha ziyaretine gitmeden ve saha ziyaretinden döndükten sonra yapmaları gereken bazı çalışmalar/etkinlikler verilir (ön hazırlık, sonuç raporu yazma gibi).
  • Saha ziyaretine katılan öğretmenler, okul gelişiminde binlerce okul arasından sıyrılıp ödül almış okullarda derslere girerek etkili ders işleyişini izler, o okuldaki öğretmen ve yöneticilerle görüşür, okulun düzenlediği toplantılara, etkinliklere katılarak işlevsel bir okul gelişim örneğini yerinde yaşarlar.
  • Bir haftalık eğitim sonunda Almanya’nın farklı şehrinde 67 okulda saha ziyaretine katılan 150 öğretmen bir araya gelerek, bir hafta boyunca yaptıkları gözlemleri, edindikleri kazanımları, burada gördükleri güzel uygulamalardan hangilerini, ne şekilde kendi okullarına transfer edecekleri ile ilgili geniş tabanlı paylaşım toplantısı gerçekleştirilir.
  • Saha ziyaretine katılan tüm eğitimcilere yol ve konaklama masrafı olarak 500 avroluk karşılıksız burs verilir. Bu hibe de, saha ziyaretinden döndükten sonra yazmaları gereken sonuç raporunu enstitüye göndermeleri durumunda bursiyerlere ödenir.

Biraz matematik yaptığımızda Alman Okul Akademisi’nin hamisi olan Bosch ve Heidenhof Vakıfları, bu saha ziyaretleri için 1 yılda bu hizmetten faydalanan 150 bursiyere yaklaşık olarak 75 bin avro burs vermiştir.

Öğretmene yatırım yapılarak bu güzel örneklerin ve dolayısıyla da başarılı okulların sayısının artması akademinin en önemli hedefidir. Bahsedilen maliyetin, eğitim için çok yüksek olduğunu düşünmüyorum.

Şayet Alman Okul Akademisinin yaptığı çalışmalara benzer bir uygulama ülkemizde de yapılabilseydi, ödül almış ve tecrübeli birçok okul, bu ülkenin eğitimine ciddi katkılar sağlayabilirdi. 2005-2014 yılları arasında MEB’in düzenlediği “Yılın Kaliteli Kurumu” yarışmasında yaklaşık 140 okul dereceye girmiş.

Bu okullar yukarıda anlatmaya çalıştığım şekilde her yıl onar eğitimciye saha ziyaretleri için kapılarını açmış olsaydı, 9 yılda yaklaşık 10 bin öğretmen/yönetici işin mutfağında, bu konuda artık büyük bilgi birikimi ve tecrübeye sahip okulların hizmet içi eğitiminden geçmiş olurdu.

Olaya bir de ödül alan okullar açısından bakmaya çalışalım. Bu tür saha ziyaretleri marifetiyle, her yıl ve ülkenin dört bir yanından öğretmenlerin kendi okullarına eğitime gelmesi, o okul için ne anlama gelir? Böyle bir planlama, eğitime nasıl bir katma değer katar?

Okul gelişimi hangi boyuta taşınır?

Çevreye, diğer okullara nasıl bir etkisi olur?

Birkaç tanesine kendi yaşadığım tecrübelerden de faydalanarak cevap vermeye çalışayım:

  • Ödül alan okullar, ödül sonrası eğitimlerle desteklendikleri için en kaliteli kurum yarışması, yarışma sonunda bitmez, aksine farklı bir boyuta taşınır(dı).

  • Ülkede tüm ödül alan okul liderleri her yıl bir araya geldiklerinden, sürekli iletişim halinde kalıp daha iyiyi bulma çabası gösterir, bu sayede okul yöneticileri sistem içinde çalışmaktan çok, sistem üzerinde çalışmaya başlar,

  • Her yıl yapılan saha ziyaretleri dolayısıyla bu okullar, eğitim dünyasında yaşanan yenilikleri takip eder ve bunları sağlıklı bir şekilde okul gelişim planlarını revize ederek uygularlar. Dolayısıyla sistem sürekli kendini yenileyerek devam eder ve sürdürülebilir bir okul gelişim modeli oluşur,

  • Ödül sonrası bu okullara saha ziyaretleri geçekleştirileceği için bu kurumlar donanımlı birer hizmet içi eğitim üsleri haline gelir,

  • Bu okullarda görev yapan öğretmenler en başta sınıflarındaki rollerinde olmak üzere, okuldaki diğer görevlerinde de uzmanlaşır ve böylece “Ben ve sınıfım!”dan “Biz ve okulumuz!” felsefesine geçerler,

  • Öğretmen sirkülasyonu minimize edilir,

  • Ekipten ayrılanlar olsa da yerleşen kurum kültürü dolayısıyla, ya bu değişimlerin olumsuz etkileri hissedilmez ya da bunlar çok çabuk ortadan kaldırılabilir, gibi aslında daha birçok madde sıralanabilir.

2023 Eğitim Vizyonu’nda “Okul Gelişim Modeli”nin hayata geçirileceği belirtiliyor. Yeni yapılanmada yarışmacı ve rekabetçi değil, paylaşım temelli bir anlayışın benimseneceğine vurgu yapılmaktadır. Okulların bu süreci yaşarken izleneceği, değerlendirilip desteklenecekleri de vizyonda geçmektedir.

Vizyonda uygulama aşamaları henüz net olmasa da MEB’in okulları bu konuda yalnız bırakmayıp başarılı okullardan faydalanarak kendi yükünü de hafifletebilecek bir yapılanmaya geçmesini ümit ediyorum.

Okul gelişim modeli ile teoriye dayalı, sahadan uzak, verimsiz hizmet içi eğitimlerini gözden geçirerek, etkili kaynak kullanımı sağlanıp bu okulların çarpan etkisi ile okul gelişimi yönetimi sağlıklı bir zeminde yaygınlaştırılabilmelidir. Sanırım şimdi tam zamanı. Çünkü birbirimizden öğreneceğimiz çok şey var…

“Bir adım önce, bir adım önde!”

En baştaki soruma gelince…

Sizin de tespit ettiğiniz gibi, ERG’nin yerel çalıştay listesinde dikkat çeken veya aykırı(!) olan yer, bir ilçe olan “İnegöl”dür. Yerel çalıştaylar illerde yapılırken, nasıl oldu da İnegöl, ERG’nin bu değerli çalışmasını İnegöl’e getirip ilçedeki öğretmenlerle buluşturabildi?

Bunu da vizyonu “Bir adım önce, bir adım önde!” olan, yukarıda da değindiğim ve 2007’de Türkiye’nin en kaliteli 2. okulu olan başarılı ekip gerçekleştirmişti.

Başarılı okulları desteklemeli, onları yolda bırakmamalıyız… (Bu arada bu okulun adını da verelim: İnegöl Vehbi Koç İlköğretim Okulu)

Kenan Eroğlu / Öğretmen, Almanya /www.yeniegitimdergisi.com

Bir Cevap Yazın