Öğretmenlerin sosyal medya kullanımı ile ilgili önemli karar

Sosyal medya çağın bir gerçeği. Toplumsal veya siyasi bir çok olay zaman zaman sosyal medya tarafına kayıyor. Fakat ülkemizde 657 sayılı DMK’ya bağlı olarak çalışan memurlar için kısıtlamalar söz konusu. Eğitimciler de buna dahil. Öte yandan öğretmenlerin sosyal medya kullanımı ile ilgili önemli bir karar Anayasa Mahkemesi’nden geldi.

Öğretmenlerin sosyal medya kullanımı ile ilgili Devlet Memurları Kanunları içerisinde net bir anlatım yok. Bu nedenle herhangi bir emsal karşısında mahkemelerin kararı diğer vakalara da örnek olacak nitelikte.

Son olarak bir öğretmenin davasına bakan Anayasa Mahkemesi, öğretmenlerin sosyal medya kullanırken dikkat etmesi gereken noktaların altını çizdi.

OLAY

Bir öğretmen, Gezi Parkı eylemleri sırasında Facebook’ta  “AKP’nin milisleri devreye sokması ihtimali de var.” ifadelerini kullanıp, dönemin Başbakanı olan Cumhurbaşkanı hakkında ‘Diktatör’ ifadelerini kullandı.

Bu paylaşımlarından dolayı kınama cezası alan öğretmen, ifade özgürlüğü iddiası ile konuyu mahkemelere taşıdı. Anayasa Mahkemesi bu konuda net kararını verdi.

Öğretmenlerin sosyal medya kullanımı

İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ DEĞİL

Somut olayda bir sosyal medya sitesinde yaptığı paylaşım nedeniyle disiplin soruşturması geçiren başvurucu hakkında uygulanan disiplin cezasının demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olup olmadığı değerlendirilmelidir. Bu değerlendirme için ise kamu görevlisi olan başvurucunun statüsü, mesleki pozisyonu, paylaşımın yapıldığı mecra, paylaşımın yapıldığı sırada mevcut olan toplumsal koşullar ile paylaşımın içeriği ele alınacaktır.

36. Anayasa Mahkemesi, kamu görevlisi olmanın sağladığı birtakım ayrıcalıklar ve avantajların yanında bazı külfet ve sorumluluklara katlanmayı ve diğer kişilerin tabi olmadığı sınırlamalara tabi olmayı da gerektirdiğini belirtmiştir. Kişinin kamu görevine kendi isteği ile girmekle bu statünün gerektirdiği ayrıcalıklardan yararlanmayı ve külfetlere katlanmayı kabul etmiş sayıldığını, kamu hizmetinin kendine has özelliklerinin bu avantaj ve sınırlamaları zorunlu kıldığını ifade etmiştir.

Devletin kamu hizmetinde çalışan memurlarına bir bağlılık görevi getirmesi, ödev ve sorumluluklar yüklemesi memurların statüleri gereği meşru kabul edilebilir bir durumdur. Fakat devlet memurlarının da birer birey olduğu, siyasi görüş sahibi olma, ülke sorunlarıyla ilgilenme, tercih yapma gibi sosyal yönlere sahip olma haklarının bulunduğu şüpheden uzaktır. Kamu görevlilerinin de siyasi ve sosyal meseleler başta olmak üzere toplumu ilgilendiren konularda görüş sahibi olma ve düşüncesini serbestçe ifade etme özgürlüğüne sahip olduğu hususu gerek AİHM kararları gerekse Anayasa Mahkemesi kararıyla teyit edilmiştir.

Öte yandan bir kamu görevlisinin aleni bir şekilde herhangi bir siyasi partiyi öven, yücelten veya kötüleyen siyasi açıklamalar yapması, kamu statüsünün gerektirdiği tarafsızlığa gölge düşürür. Başvuruya konu paylaşım incelendiğinde başvurucu tarafından kullanılan ifadelerin kamu görevlisi statüsünden doğan yükümlülüklerle bağdaşan bir siyasi paylaşım olmadığı değerlendirilmiştir. Anılan paylaşımında “AKP’nin milisleri devreye sokması ihtimali de var.” şeklinde bir ifade kullanan başvurucunun herhangi bir temeli olmayan kendi vehim ve varsayımlarından ibaret görüşlerin toplumda yayılmasını sağlama gayesinde olduğu görülmektedir. Anayasa Mahkemesinin kanaatine göre başvurucunun söz konusu paylaşımının olayların meydana geldiği tarihte halihazırda gergin ve kutuplaşmış olan toplumda infial yaratılmasına ve koşulların daha da ağırlaşmasına sebep olma ihtimali bulunmaktadır. Bir kamu görevlisinin iktidarda ya da muhalefette olan herhangi bir siyasi partiyi yasa dışı örgütlerle özdeşleştiren ve toplumdaki siyasal gerilimleri tırmandıran açıklamalarının dengeli ve siyaseten yansız olarak kabul edilmesi mümkün olmadığı için ifade özgürlüğü korumasından yararlanması da beklenemez.

Tarafsızlık ilkesine aykırı davranmıştır

Başvurucu, paylaşımında yürütmenin başı, aynı zamanda başvurucunun amiri konumunda olan başbakan hakkında “diktatör” ifadesini kullanmıştır. Bu haliyle başvurucu aleni olan bir mecrada yürütmenin başındaki kişiye karşı olumsuz bir tavır takınarak kamu görevlisinin tarafsızlık ilkesine aykırı davranmıştır. Bir kamu görevlisinin herkese açık olan mecralarda siyasi figürler hakkında olumlu ya da olumsuz görüş beyan etmesi, vatandaşına karşı eşit mesafede durarak kamu hizmeti sunma mecburiyetinde olan idarenin ayrım gözetmeme yükümlülüğünü de tartışmaya açacaktır.

Başvurucunun mesleki pozisyonu önemlidir

Diğer önemli bir husus ise başvurucunun mesleki pozisyonudur. Başvurucu görevi gereği eğitim ve öğretime ilişkin kamu hizmetinden sorumludur. Bu anlamda başvurucunun hizmetin yöneldiği kesim olan çocuklar üzerinde gerek geleceklerinin şekillendirilmesi gerekse sağlıklı bir kişilik edinmeleri noktasında önemli bir rolünün olduğu kuşkusuzdur. Diğer taraftan ülkemizde öğretmenlik mesleği diğer kamu görevlerinden ayrışarak toplum nezdinde farklı bir şekilde konumlandırılmıştır. Bu bağlamda öğretmen yalnızca okul içinde çalışan bir kamu görevlisi olmanın ötesinde toplumu iyiye ve doğruya ulaştırma yolunda eylem ve söylemleri ile emsal teşkil eden ideal bireyi sembolize etmektedir. Bundan dolayı öğretmenler tarafından toplumsal meselelere ilişkin olarak yapılan ifade açıklamalarının herhangi bir vatandaş veya kamu görevlisine kıyasla toplumda daha fazla karşılık bulduğu unutulmamalıdır.

Bu anlamda öğretmenlik mesleğinin etki alanı değerlendirildiğinde öğrencilere uygunsuz fikirlerin aşılanması tehlikesi başta olmak üzere beraberinde birtakım riskleri getirdiği söylenebilir. Nitekim AİHM de bu risklerin farkında olup, öğretmenin konumu vasıtasıyla öğrenciler üzerinde gerek telkin gerekse başka yollarla uygunsuz etki oluşturabilme imkanına sahip olduğunu vurgulamıştır. Bununla birlikte öğretmenin tabi olduğu ödev ve yükümlülüklerin okul içiyle sınırlı olmadığı ve öğretmenin bir otorite figürü olmasından hareketle meslek hayatında tabi olduğu ödev ve yükümlülüklerin belirli bir dereceye kadar okul dışında devam ettirmesinin gerekli olduğunu da değerlendirmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesinin kanaatine göre başvurucu, sosyal paylaşım sitesi üzerinden yaptığı siyasi temelli ifade açıklamasıyla sahip olduğu siyasi görüşünü kamuoyu tarafından bilinir hale getirmiş ve yürüttüğü kamu görevinin siyasi görüşü üzerinden tanımlanabilmesine neden olmuştur. Bu durum ise idarenin gerek kamusal hizmetlerin üretimi ve sunumunun tarafsızlığına gerekse demokrasinin kırılganlığına karşı teminat oluşturma misyonuna aykırı bir durum ortaya çıkarmıştır. Bu sebeple başvurucuya verilen kınama cezasının zorunlu olduğu, toplumsal ihtiyacı karşıladığı ve eylemin niteliğine göre verilebilecek en hafif disiplin cezası verilmesi nedeniyle de orantılı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

CEM ÖZAYDIN BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2017/26800)

Karar Tarihi: 13/1/2022

Bir Cevap Yazın Cevabı iptal et