Medresetüzzehra – Bir Eğitimcinin Yılmaz, Yorulmaz, Vazgeçmez Mücadelesi

Medresetüzzehra düşüncesinin sahibi çağdaş eğitimci Bediüzzaman Said Nursi’ yi ölüm yıldönümünde rahmetle ve saygıyla anıyoruz. 

Meşhur eğitim mottosu olarak ezberlenen “Bizim düşmanımız cehalet, zaruret ve ihtilaftır. Bu üç düşmana karşı sanat, marifet ve ittifak silahıyla cihad edeceğiz” cümlesinin sahibi, eğitim görüşleriyle çağa damgasını vuran ve hâlâ anlaşılmayı bekleyen Bediüzzaman Said Nursi’yi vefat yıl dönümünde, saygı, sevgi ve hürmetle anıyor ve anlamaya çalışıyoruz.

Cehaleti” en büyük üç düşmandan biri olarak ilan eden Said Nursi, özellikle yaşadığı doğu bölgesinde bir üniversite planlaması yapmış; bu üniversitenin en temel eğitim düşüncesi olarak “Medreselerde verilen dini eğitimi, mekteplerde verilen fen bilimleriyle birlikte sunarak, yeni bir eğitim modelini” yaygınlaştırmayı planlamıştır.

O’na göre, “Aklın nuru fünun-u medeniye (medeniyet fenleri), kalbin ziyası ulum-u diniyedir (Dini ilimler). Bu ikisinin imtizacıyla (birlikteliğiyle) hakikat ortaya çıkar.” Ayrı, ayrı eğitimler olarak verildiğinde, sadece dini eğitim alanlarda “taassup”, yalnız fen eğitimi alanlarda ise manevi konulara karşı “şüphe ve inkar” kapısı açılır.

20.yüzyılın başlarında, “Çift Kanat Modeli” olarak da isimlendirilen bu projesine kaynak temin etmek üzere Van’dan/Bitlis’ten ayrılıp İstanbul’a gitmiş, Sultan Abdulhamid’le görüşmek istemiş, ancak padişahın özel kalemi (Mabeyn) onu bir türlü görüştürmemiş; bunun yerine bir kese altınla savuşturmak istenmiştir.

Bediüzzaman şiddetli bir tepkiyle bu parayı reddetmiş, davasının padişahtan para koparmak (ulufe) değil, davasını padişaha anlatmak olduğunu söylemiştir.

Bunun üzerine “Bu adam mecnun” denilerek Toptaşı tımarhanesine kapatılmıştır. Tımarhanede onun eğitim yaklaşımını ve ideallerini dinleyen doktor, Bediüzzaman’ın gayet sağlıklı düşündüğünü, hiç de mecnunluk bir durumu olmadığını rapor etmiştir.

Bediüzzaman bu davasından vazgeçmemiş, İstanbul’da kalarak, görüşlerini ve vizyonunu çeşitli ortamlardaki söylevleri, basın ve yayın organlarındaki makaleleriyle anlatmaya devam etmiştir.

Sonraki Abdulmecid döneminde de benzer hamleler yapmış, hatta bu dönemde üniversite için Van gölü kıyısında arsa bile temin etmiştir. Ne yazık ki I. Dünya savaşı nedeniyle bu girişim akim kalmıştır.

Medresetüzzehra konusundaki son hamlesini, M. Kemal tarafından davet edildiği 1922 Büyük Millet Meclisi’nde, mebusların isteğiyle teklife dönüştürmüş; 163 mebusun imzasıyla yasalaşması için riyasete teklif olarak sunulduğu halde, o dönemin hakim siyasi cereyanı bu projeyi akim bırakmıştır.

1925 Tek parti sultasının egemen olduğu dönemde, Bediüzzaman bu hayalini kurumsal bir yapı olarak değil, Barla/Isparta/Kastamonu/Eskişehir/Emirdağ’da sürgün hayatı yaşadığı dönemlerde yazdığı Risaleleriyle fiilen gerçekleştirmiştir.

Risale-i Nur, Medresetüzzehra düşüncesinin somut bir eseri olarak, hayalindeki üniversitenin adeta bir ders kitabı olmuştur. Böylece o, hayatının vizyonu olan eğitim modelini, Medresetüzzehra düşüncesini, fikren, risaleler olarak vücuda getirmiş; kurumsal bir bina ve sayılı öğrenciler yerine, yeryüzünü bir Medresetüzzehra’ya çevirmiş ve sayısız insana ulaşmış, eğitim vermiştir.

Günümüzde, eserleri neredeyse dünya dillerinin çoğuna çevrilmiş, insanlığın ortak bir eğitim/marifet/marifetullah kaynağı olmuştur.

medresetüz-zehra

Rahmetle andığımız Bediüzzaman Said Nursi’nin bir asır önce Medresetüzzehra üzerinden seslendirdiği eğitim düşüncesinin “Yaygın Eğitim” kısmını şu şekilde özetleyebiliriz:

Medresetüz-Zehra Felsefesine Göre;

  • Eğitimin temel direği TEVHİD paradigmasıdır. Tevhid; Tabiat laboratuvarında Esma-i Hüsna’yı görmek, anlamak ve yaşamak, tefekkür yoluyla düşünme becerilerini geliştirmek, kainata, varlıklara, sosyal hayata ve bireysel yaşantılarımıza “mana-yı harfi” denilen “anlamlandırma” hakikatiyle bakmak ve yaşamaktır.
  • Yeryüzü bir okuldur, bir mekteptir, bir medresedir, bir tekkedir.
  • Talebesi, öğrencisi “İnsan”dır. Bu talebenin ulaşması gereken hedef ise üst düzey zihinsel ve kalbi becerilerini geliştirip Yaratıcısını hakikaten tanımak, bilmek ve bildiğini O’na bildirmektir.
  • Müfredatı “Kelam” sıfatından gelen “Kur’an-ı Hakim” ile “İrade” sıfatından gelen “Tabiattır”. Her asra yönelik kitaplar üretir. Mehmet Akif’in “Doğrudan doğruya Kur’an’dan alıp ilhamı, Asrın idrakine söylettirmeliyiz İslam’ı” deyişinin bir tezahürü olan Risale-i Nur gibi. Risale-i Nur, öğrencisi için hazır bir kitap olarak kendini üreten eğitim düşüncesinin bir delilidir.
  • Muallimi başta peygamberimiz olmak üzere, Bediüzzaman gibi Peygamber varisleridir.
  • Hedefleri ve kazanımı İman-ı billah, Marifetullah ve Muhabbetullahtır.
  • PDR Kaynakları Vahiy, Akıl ve Duyularımızdır.
  • Değerlendirme ölçütü mutlaktır. Bağıl değerlendirme ikinci derecededir.
  • Mükafat ve mücazatı (Ödül ve ceza sistemi) Dünyevi ve Uhrevidir.
  • Disiplin sistemi İRADE üzerine kurulmuştur.
  • Sınıfları çeşitlenmiş milletlerden oluşmuştur.
  • Sınıf Düzeyleri medenileşmeye bağlıdır.
  • Öğrenme Yöntemi ahmaklar için deneme yanılma yolu; Akıllılar için analitik düşünme, ilişkiler kurma, sentez ve oluşturmacı yöntemlerdir.
  • Eğitim dili her varlığın kendi lisan-ı mahsusu olan 55 dildir.
  • Diploması İmanla kabre girmektir.
  • Ders Kitabı Kainattır. Bu kitabın her bölümü bugünün bilimlerine konu olan mevcudattır, varlıklardır. Her bölümün konusu sosyal, fen ve sağlık bilimleridir. Okunması gereken ilk bölüm insan ünitesidir.

“Eğitim materyali” insanın kendisidir.  

“Ey kendini insan bilen insan! Kendini oku. Yoksa hayvan ve câmid hükmünde insan olmak ihtimali var.”

O’na göre, “İnsan, öyle bir nüsha-i câmiadır ki: Cenab-ı Hak bütün esmasını, insanın nefsi ile insana ihsas ediyor.”

Eğitim, insanı okuryazar yapmalıdır.         

Bu okuryazarlıklar:

İnsan okuryazarlığı: Bu okumanın amacı, insan hakları, empati ve insana saygıyı içselleştirebilmektir. (İçsel düşünce-tefekkür)

Toplum okuryazarlığı: Bu okumanın amacı, sosyal hayatın gerekliliklerini iletişim yoluyla anlayabilmektir. (Sosyal tefekkür)

Tabiat ve Kâinat okuryazarlığı: Bu okumanın amacı Allah’ın Esma-i Hüsna’sını kavrayabilmektir. (Dışsal-Afaki tefekkür)

Geçmiş ve Gelecek okuryazarlığı: Gelecek kuşakların algısını, düzeyini öngörmek; onları yaşayacakları zamana göre eğitmektir.

Okuryazarlığın Anahtar Kelimeleri

İnsanda (içsel):   İnsan içsel okumalarıyla aczini anlayıp Kadir ismine ulaşmak

İnsanda (Dışsal):   İnsanın kaygılarını okuyarak Rahman ismine ulaşmak

Toplumda ve Dünyada:   İnsanın en yakınından başlayarak toplumu kucaklaması ve sonra yeryüzündeki tüm canlılara göstermesi gereken okuma türüyle Rahim ismine ulaşmak.

Kainat kitabında: İnsanın yeryüzünü, dünyayı ve kainat kitabını okuyarak hakim ismine ulaşması amaçlanmıştır.

Okuryazarlığın bakışı açısı ise; Mana-yı ismi yerine mana-yı harfi ile bakmaktır.

Sonuç: Daha fazla gecikmeyin!

Türkiye; eğitim alanında, başta resmi ideoloji olmak üzere, tüm fikirlerin ve görüşlerin iflas ettiği, demode olduğu veya güncelliğini yitirdiği bir ülke görünümündedir.

Türkiye’de ciddi ve vahim bir şekilde düşünce kirliliği yaşanmaktadır. Yetişmekte olan çocuklarımız fikir çöplüğünde sağlam bir şeyler bulma umudunda olsa da, ne yazık ki gün geçtikçe bu çöpler yığılıyor.  Gençlerimiz farklı ideolojilerin kıskacına giriyor veya hedefsiz, amaçsız veya nihilist yetişiyor.

Şimdi…

Bu ülkede Bediüzzaman’ı göz ardı ederek gerçekçi kararlar alınamayacağı artık fark edilmelidir. Milli Eğitim Bakanlığı, YÖK, Üniversitelerin Eğitim Bilimleri Fakülteleri ve diğer ilişkili kuruluşların, eğitim hakkında çalışmalar yaparken veya kararlar alırken Bediüzzaman’ın eğitim düşüncesine bir kez daha göz atmalarını ısrarla tavsiye ediyorum.

Yazar-Bestami Çiftçi/Eğitimci-Sosyolog /www.yeniegitimdergisi.com

Bir Cevap Yazın Cevabı iptal et