Kovid-19 ve Eğitimin Pandemi İle İmtihanı

Dr. Habip Artan, Kovid-19 sürecini eğitim açısından değerlendirdi. 

2020 Nisan ayı başlarında korona virüs vakalarının artışıyla birlikte yüz yüze eğitime ara verildi. 2019 güz döneminde kaydını yaptıran bir üniversite ön lisans öğrencisi birinci dönemini bitirdikten sonra geri kalan üç dönemini uzaktan tamamlayarak mezun olmuş oldu. Yani “okul yüzü görmeden” gerçekleşen bir mezuniyet!

Özellikle uygulamaya yönelik bölümlerde ve uygulamalı derslerde öğrencilerimizin hiç biri teorik eğitim almamış oldu.

Salgında Birinci Dalga

Pandeminin ilk aylarında ilgili taraflar ve halkımız korona virüs konusunda fazla bir bilgiye sahip olmadıkları, etkilerinin neler olacağının kestiremediklerinden olsa gerek, haklı olarak bir takım tedbirlere başvurarak kısıtlamalar getirilmiş oldu.

Salgında İkinci Dalga

Birinci dalga bu şekilde sürdü gitti, daha birinci dalga atlatıldı, hadi normalleşelim derken, tam okulların açılacağı zaman, Eylül 2020’de ikinci dalga ile karşı karşıya kaldık. Bu da bir dönemimizi yemiş oldu.

Salgında Üçüncü Dalga

Sonbaharın ardından kışın bastırması ve üçüncü dalganın korkusu ile yine özellikle eğitim ve sair alanlarda kısıntı ve kesintilere gidildi. Orta öğretimde ara ara birkaç hafta da olsa kısmen yüz yüze dersler başlasa bile kısa süre içerisinde yeniden kapanma gündeme geldi. Üniversitelerde ise kesintisiz üç dönem yüz yüze derslerden mahrum kalındı.

Uzaktan eğitim alt yapısındaki avantajlarımız

Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de Pandeminin meydana getirmiş olduğu bir takım zararlar değişik sektörleri elbette ki negatif yönde etkiledi, bazı sektörleri ise pozitif etkilediği görüldü.

Ancak süreç içerisinde yüz yüze eğitim konusunda meydana gelebilecek bir takım olumsuzlukları ortadan kaldırma yönünde çaba sarf edilmesi ülkemiz açısından olumlu bir gelişmedir.

Özellikle orta ve yükseköğretimde uzaktan eğitim araçlarının birçok üniversitemizde hazır olması bu açıdan bir avantaj sayılır. Gerek orta öğretim ve gerek yükseköğretimde MEB ve YÖK olarak alt yapısı hazır olan üniversitelerimizin hemen hemen hepsi kendisini bu yeni sisteme adapte edebildi.

Alt yapısı eksik olanlar ise kısa sürede alt yapılarını tamlayarak adeta havada dolum yapan bir uçak gibi eğitime ara vermeden kaldıkları yerden devam ederek canla başla öğrencilerine dersleri ulaştırmayı başarabildiler.

MEB de daha önce var olan EBA alt yapısını ve uzaktan eğitim video konferans sistemlerini kullanarak öğrencilerine bire bir ulaşmayı başardı.

Burada internet altyapılarının hakkını yememek gerekir. Ne kadar iyi bir sisteme sahip olsanız bile eğer internet bant genişliğiniz video konferans yapmaya elverişli değilse bilgiyi ulaştırmada başarılı olmak mümkün değildir.

Bu konuda da ülkemiz dünya ortalamalarının üzerinde bir yere sahiptir diyebilirim. Hem karasal internet hem de uydu internetin alt yapı noktasında ülkemizde ilerlemiş olması, internetin akıllı telefonlara kadar adapte olabilmesini bu süreçte bir avantaj olarak değerlendirmek mümkündür.

Bu saydıklarım özellikle pandemi döneminde uzaktan eğitimde gelinen noktada ülkemizin güçlü yönleridir.

Uygulamalı derslerde yüz yüze eğitim tercih edilmeliydi

Her ne kadar da uzaktan eğitim sistemleri alt yapısında YÖK ve MEB olarak güçlü olsak bile özellikle uygulamalı derslerde yüz yüze eğitim ve laboratuvar imkanlarının kullanılması elzemdir.

Pandeminin birinci dalgasını henüz kestirmediğimiz için yüz yüze eğitime ara vermeyi anlamak mümkündür ama özellikle birinci ve ikinci dalgada teorik dersler için sadece uzaktan eğitime devam edilir, uygulamalı dersler için yüz yüze eğitim tercih edilebilirdi düşüncesindeyim.

Bir uzman olarak uygulamalı dersler ile ilgilenmem itibariyle birçok öğrencimizin aldığı dersi yeterince kavrayabildiğini tahmin etmiyorum. Bu noktanın da zayıf yönlerimiz olduğunun farkında olunması gerekir.

Ölçme ve Değerlendirme

Örgün eğitimde ölçme önemli olduğu gibi uzaktan eğitimde de önemlidir ama maalesef kendi açımdan ifade edecek olursam; üç dönem yapılan uzaktan eğitimde, ölçme konusunda yönerge olarak herhangi bir prensip ve yaptırıma rastladığımı söyleyemem.

Birçok zahmet ve süreçlerden geçerek hazırlanan ders materyalleri öğrencilerimize zamanında ulaştırılmasına rağmen ne yazık ki öğrencilerimizin çoğu bu açık kapıyı kullanarak derslere katılmayı kendilerine rehber edinmediğini gördüm.

Elli kişilik sınıflarda bile ancak yüzde 10 gibi bir oranla derse katılımın olması verilen bunca emekleri heba etmek demektir.

Her ne kadar dersler video konferans sistemi ile kaydedilerek internet üzerinden bulut veri sistemine aktarılsa bile bunun ne kadar takip edildiğini kestirmek sınav notlarında anlaşılır olsa gerek.

Sınavlar keza 12-24-72 saatlik ödev veya on-line test olsa bile öğrencinin bilgi derecesini tam olarak ölçme ve değerlendirme mümkün olmayacaktır.

Sınav esnasında öğrencinin kontrol edilebilirliği aslında başarıyı en iyi ölçen bir husus olsa gerek ama sınavların çoğu ödev şeklinde veya on-line test olarak öğrencinin önüne verildiği için nasıl cevapladığı da meçhul olduğundan başarının ölçme ve değerlendirilmesi bir o kadar zor olacaktır.

Uzaktan eğitimin doğal olarak var olduğu veya mecbur kalındığı zamanlarda mutlaka derse devamlılık ve ölçme ve değerlendirmenin kopya unsuruna fırsat verilmeden yapılması yoluna gidilmesi izlenecek en uygun yöntem olacaktır.

Telif hakları sorunu

Uzaktan eğitim ilkeleri doğrultusunda doğal olarak eğitim veren öğrenim kurumlarımız mutlaka temel prensip olarak ölçme ve değerlendirme, yoklama ve telif hakları konusunda belirli yönergelerinin olduğunu var sayıyorum.

Pandemi döneminde uzaktan eğitime ani olarak geçen yükseköğretim kurumlarımızda hocalarımızın vermiş olduğu derslerin hemen hemen hepsi görsel medya üzerinden kayıt edilme zorunluluğu nedeniyle tüm kullanıcılara erişime açık olması sebebiyle telif hakları meselesinin nasıl olacağı gündeme gelmemiştir.

Dersi veren hocalarımızın telif hakları noktasında kurumlarınca belirli bir prensip ve yönergenin oluşturulması ve uygulanması elzemdir.

Uzaktan eğitim araçlarında tam entegrasyon

Uzaktan eğitimde tam entegrasyonun olmadığı veya başka bir deyişle tümleşik uygulamalarının eksik olduğu yerlerde; örnek olarak bir hocanın bir tek dersi için bir algoritma hazırlamış olunsa, bir dönem içerisinde 40’a yakın işlem basamakları ile karşı karşıya kaldığını göreceksiniz.

En ufak bir unutkanlık ve veya bir ihmal telafisi mümkün olmayan sonuçları doğuracağından çok dikkati olmanız gerekmektedir.

Ancak toplama tabir ettiğimiz bazı uzaktan eğitim uygulamalarından ziyade hoca ve öğrenci ile tam iletişim sağlayan ve her iki tarafın da işini zorlaştırmayan tümleşik uzaktan eğitim sistemlerinin tercih edilmesi en faydalı bir seçenek olacaktır.

Hibrit uygulamalar

Pandemi bizlere şunu da öğretmiş oldu:

Aslında ülke olarak ortaöğretim ve yüksek öğretimde uzaktan eğitimde alt yapı olarak iyi bir noktada olduğumuz söylenebilir. Ancak pandeminin seyrinin nasıl olacağı belli olmadığından önümüzü biraz daha iyi görebilmemiz için uzun farlarımızı yakmamız gerekebilir.

Mecbur kalındığında en azından teorik dersleri uzaktan on-line vermek, geri kalan uygulamalı dersleri de yüz yüze vererek bir nevi hibrit sistem tercih edilebilir. Bu sayede hem okullarımızda mekan ve mesafe kurallarına dikkat edilmiş olunur, hem de uygulamalı derslerin yüz yüze verilmesi sağlanarak azami derecede istifade sağlanmış olur.

Pandemi Dördüncü Dalgası ve Yüz yüze Eğitime Hazırlıklı olun

Yaklaşık bir buçuk yıldır devam etmekte olan ve daha da devam edeceğe benzeyen pandemi problemine olumsuz yönlerine daha çok eğitim kurumlarımız ve öğrencilerimiz katlanmıştır.

1. 2. ve 3. dalga derken her dalgada ilk frene bastığımız yerler okullarımız ve eğitim yuvalarımız olmuştur. İnşallah geçirmekte olduğumuz 4. dalganın sonuçları ülkemizi ve eğitim kurumlarımızı fazla olumsuz etkilemez.

Aşının da pozitif yönlerini katacak olursak bu dördüncü dalgayı eğitim kurumları olarak yara almadan atlatmamız gerekmektedir.

İşin kolayını tercih ederek okulları kapamak çözüm olmasa gerek. En iyi çözüm pandemi ile birlikte yaşamayı öğrenmek, tedbir ve prensiplere uymak, aşılanmak gerekiyorsa aşı olmak ve önümüzdeki 2021-2022 eğitim-öğretim güz dönemine emin adımlar ile gerek öğrenciler olarak ve gerekse yükseköğrenim ve ortaöğrenim kurumları olarak yüz yüze eğitime hazır olmamız gerekmektedir.

Bu duygu ve düşünceler ile önümüzdeki Eylül ayında başlayacak olan 2021-2022 eğitim ve öğretim döneminin YÖK ve MEB’te emek vermekte olan akademisyen ve öğretmenlerimize, hususan tüm öğrencilerimize hayırlı ve uğurlu olsun. Pandemiden uzak, sağlıklı ve problemsiz bir eğitim sezonunun geçmesini temenni ederim. Allah’a emanet olunuz. Dr. Habip Artan-Risale Haber

Bir Cevap Yazın