Eğitim sisteminde ölçme ve değerlendirme nasıl olmalı?

Dr. Habip Artan Eğitim sisteminin Ölçme ve Değerlendirme yapısını yazdı.

Ülkemiz son 40 yıldır sınav sarmalına girmiş ve çıkması da çok zor olacağa benziyor. Özellikle ölçme ve değerlendirme sistemi öğrenmeyi geliştirmek yerine, rekabetçi bir eğitim modelini destekliyor.

1981 yılından günümüze kadar kırk küsur yılı geçen bir süre. Dile kolay, bir ömür. Bu tarz sınavlar 12 Eylül rejiminin bir ürünü olsa gerek. 12 Eylül’den sonra YÖK, ÖSYM ve benzeri kurumlar ve yapılar ortaya çıktı. Bunun tesadüfi olduğuna veya ihtiyaçtan doğduğuna kanaatim oldukça azdır. Evet tercih sizin, eğer seçme ve yerleştirme prensibini sınav üzerine kurgularsanız buna bir diyeceğim yok. Ancak sınavların ezber üzerine dayalı test sistemi üzerine kurgulanması eğitim ve öğretimin amaçlarını derinden olumsuz etkilediği de inkar edilemez bir gerçek.

Bir Gelir Kapısı Olarak Sınav sektörü

Bütün seçme ve yerleştirme gibi önemli sınavlarını test ile yapan bir ülkede ona göre de bir arz talep dengesi oluşacağı kaçınılmazdır. Bu talebi yerine getirebilmek için de bir sektör olması gerekecektir. O da “sınav sektörü.” En büyük sınav koordinatörü ülkemizde ÖSYM ve MEB olarak bilinmektedir. Bu sınavlara tabii ki başvurular belirli bir ücret karşılığında yapılmaktadır, alınan ücretler eğer ekonomistler tarafından değerlendirilecek olunursa az bir rakam olmadığı görülecektir. Üniversiteye girişte (TYT, AYT), kamu personeli sınavları olarak bilinen KPSS gibi sınavlar bir kaç bölüme ayrılarak hepsinden ayrı ayrı başvuru ücreti alınmaktadır. Bu ücretleri karşılayamayacak bir çok adayın olduğuna şahit olmuşumdur. İnsanlar adeta dişinden tırnağından keserek bu ücretleri vermek zorunda kalmaktadırlar. Bir oturum için şu anda bu gibi sınavlardan 100-150 TL talep edildiğini düşünecek olursak bir KPSS sınavında dört ayrı oturuma girecek bir adayın ödeyeceği rakamı siz varın tahmin edin.

Eski sınavlar

1970-1980 arası hemen hemen her sınavımız, okullarda yazılı, sözlü ve ödev olarak gerçekleşiyordu. Hocamızın elinde bir not defteri vardı arada bir göz ucu ile baktığımızda üzerinde ödev notu, yazılı notu ve sözlü notu diye üç ayrı sütun vardı.

Öğrenci olarak bizler önce yazılıya girer, ardından bir sözlü sınavı ile tahtaya çıkar kendimizi  toplum içinde ifade etmeye çalışır, bildiklerimizi aktarmaya gayret eder. Bunun ardından hocamız yıl sonu ödevi vererek kütüphanede araştırma yapılması şartıyla, el yazısı ile mükemmel bir ödev hazırlamamızı isterdi.

Ödevin durumuna göre kapak, giriş, gelişme, sonuç, temizlik, itina ve diğer kriterlere göre notumuzu alır ve ortalama olarak o dersteki notumuz belli olurdu. Aradan zaman geçtikçe, işler yozlaşmaya başlayınca ilk önce ödevi kaldırarak araştırma ve geliştirmenin önü kesildi. Ardından sözlü sınavları da nedir diyerek, bunu da kaldırarak öğrencinin kendisini ifade edebilmesini, toplum karşısında konuşabilme yeteneğini yok ettiler.

Dediler bu da yetmez, ne yapalım şu yazılı yoklama sınavları da çok oldu artık, bunu da çoktan seçmeli test sınavı yapalım. Bilgisayar da çıkmış diyorlar, kendi kendine okuyor, optik okuyucu diye bir şey var kağıdı içine atıverdin mi saniyesinde okuyormuş!

Al size kolaylık. Evet kolaylık sevilir ve istenir, buna karşı olmak olmaz ancak öğrenci nasıl kendini ifade edecek, ne yazacak, ne çizecek?

Al sana robotik bir yapı. Nereden bakarsanız bakın kendini ifade edemeyen, yazıp çizmeyi unutan, konuşamayan bir toplum nasıl meydana getirilir görünüz.

Çoktan Seçmeli Sınavlar

Günümüzdeki sınavların bir çoğu gerek eğitim öğretim kurumlarında ve gerekse seçme ve yerleştirme merkezlerinde çoktan seçmeli sınavlar olarak yapılması tercih edilmektedir. İlköğretim ve ortaöğretim kurumlarından tutun yüksek öğrenimde ön lisans-lisans seviyelerine kadar her seviyede eğitimcilerimiz tarafından çoktan seçmeli sınavlar tercih edilir hale gelmiştir. Özellikle son kırk yıldır ÖSYM tarafından merkezi olarak ilk etapta üniversiteye yerleştirme sınavları gerçekleştirildi, hala da devam ediyor. Ardından son 20 yıldır kamu personeli seçme sınavları (KPSS) test olarak yapılmakta. Bunu sırasıyla yabancı dil seviye tespit sınavları (KPDS, YDS, UDS), tıpta uzmanlık sınavı (TUS), Milli Eğitim Bakanlığı tarafından sürücü ehliyet sınavları, liseye giriş sınavları (LGS), üniversitelere giriş sınavları (TYT, AYT) takip ediyor. Eğer sayacak olursak belki bunun iki katı kadar sınav ortaya çıkacaktır.

Seçmeye Dayalı Sınavların Sakıncaları

Sınavlar, değerlendirmenin hızlı olması, güven ortamının sağlanması gibi bir takım gerekçelerden dolayı test olarak yapılmaktadır. Çoktan seçmeli sınavlar aslında bireyi ezberciliğe ve hazırcılığı doğru götürmektedir. Çoktan seçmeli sorularda öğrencilere bir takım test teknikleri ve ipuçları öğretilerek hatta soru kökünü okumadan, anlamadan cevap şıklarına gitmelerini sağlayarak doğru seçenekleri bulmaları öğretilmektedir.

Çocuklarımız, gençlerimiz her seviyede eğitim alanında bu tip sınavlar ile karşılaşmakta ve buna göre eğitilmektedir. Tabiri yerinde ise toto oynar gibi bilgi ve becerinin ötesinde tahmine ve atmaya dayalı test çözerek sınavı kazandım diyenleri görmek mümkündür.

Ayrıca vasati bir öğrenciyi kaybetmenin adresidir de test sınavları. Mesela, sınavları hazırlayan ekip isterse bir sınavı köşe kapmaca oyunu haline getirerek sizinle satranç oynayabilir ve sizi mat edebilir. Bu da ayrıca işin tuzu ve biberi olsa gerek.

Değerlendirme sistemi

Seçme, değerlendirme ve yerleştirme şeklinin nasıl yapılacağı tabi ki aday sayısına da bağlıdır. Bu kadar fazla kişinin sınavını test dışında nasıl değerlendirebiliriz? Değerlendirmede nasıl objektif olabiliriz diye bir takım çekinceleriniz ve haklı taraflarınız olabilir.

Tamam buna pekala derim ama bu noktaya nasıl gelindi diye benim de sorma hakkım var. Bu izdiham neden? Bu kalabalık, bu itiş kakış niye olsun? Neden bu kalabalık ve yoğunluk yüzünden kolayı tercih ederek test sınavı yapalım? Neden objektif değerlendirme kriterleri diyerek bu mazerete sarılayım? Buna ne gerek var?

Bir şekilde demek ki biz kendimiz böyle bir sistemin oluşmasına yardımcı olmuşuz, kendi bindiğimiz dalı kesiyoruz. Halbuki üniversiteye giriş, liselere giriş, kamu personeli seçme ve yerleştirme sınavları kişinin ilk-orta, lise ve üniversite bitirme derecesine göre değerlendirilerek yapılmış olsa, ne teste ve ne de sınava ihtiyacımız kalmayacaktır.

Diyeceksiniz ki bu devirde insana nasıl güvenilecek, nasıl sınav yapmadan liseye ve üniversiteye girişte diploma notuna göre öğrenci alabilirim, ne malum öğrenci bu notları belki de bedavadan almıştır?

Aklınıza bir takım şüpheler gelebilir. İşte burada duralım, eğer insanlıktan erdemin, vicdanın, doğruluğun, ahlaki değerlerin ortadan kalktığını gördüğünüzde veya bu değerler ile teçhiz edilemeyen bireyler çoğaldığında zaten ölçme ve değerlendirmeye de gerek yok derim. Bu durumda öncelikle ve bütün gücünüzle erdeme, doğruluğa, vicdana ve ahlaka dayalı bir insan modeli yetiştirmeye ihtiyacınız var demektir, ondan sonrası zaten kendiliğinden gelecektir.

Avrupa’da öğrenci seçme ve yerleştirme

Avrupa’da, özellikle Almanya gibi gelişmiş ülkelerin eğitim sistemleri incelendiğinde nasıl olduğu görülecektir. Bunu en azından yer yer gurbetçi vatandaşlarımızdan duymamız mümkündür. Onlar burada uygulanan eğitim sisteminin ileri seviyede olduğunu belirtirler.

Aklınıza şu soru gelebilir, artık Türkiye eskisi gibi 30 milyon değil ki, 80 milyonu aşmış bir ülke, bu tarz sınavları mecburen tercih etmemiz gerekiyor, hakeza sınavları da test yapmak lazım yoksa buna ne vakit ne de kırtasiye dayanır. 80 milyonu aşan Almanya nasıl yapıyor, bu işin üstesinden nasıl geliyor, liseye giriş, üniversiteye giriş sınavı var mı yok mu? Varsa test mi değil mi? Bir gidilsin sorulsun, eğer gitmeye vaktiniz yoksa Google aramadan sorarak veya bir telefon açarak öğrenmek mümkündür. Eğer incelenecek olursa, Almanya’da bir öğrencinin eğitim sistemi içerisinde yerini alabilmesi için tek şart girdiği sınavdan başarılı olup olmaması değildir.

Öğrencinin okuldaki başarısı, kabiliyetleri ve yetenekleri onun herhangi bir okula yerleşmesinde esas kriterlerdir. Burada herhangi bir öğrenci yukarıdaki saydığımız kriterlere göre değişik okullara ve bölümlere ve üniversiteye yönlendirilmektedir.

Öğrencinin geleceğinde önemli bir adım olan üniversite giriş sınavları bizdeki gibi bir kaç saate sığdırılarak elenmiyorlar. Bizde ise bugün git yarın gel dercesine öğrencilerimizin yılları heba ediliyor, yılarca bu sınavlara hazırlanan gençleri tanıyorum masa başında otura otura adeta obeziteye ön hazırlık yapmış oluyorlar.

Düzeltilmesi ve yapılması gerekenler

Kısa sürede kırk yıldır içinde bulunduğumuz bu sınav sistemi her yönüyle yeniden gözden geçirilmelidir. Okullara geçiş ve üniversiteye giriş sınavları kaldırılmalıdır.

Çoktan seçmeli sınavlar kaldırılarak yerine öğrencinin katkısı olabilecek yazılı sınav sistemi veya açık uçlu sorular yardımıyla öğrencinin herhangi bir konu hakkında yeterli bilgisinin olup olmadığı ölçülmelidir. Kısaca eğitim konusunda oturmuş, sağlam, öğrencileri yeteneklerine göre yönlendiren, robotlaştırmayan, çocuklarımızın ve gençliğimizin yaşamını engellemeyen bir sistemi oluşturmak zorundayız.

Genç ve dinamik bir nüfusa sahip bir ülke olarak gerçekten hiçbir Avrupa ülkesinden veya dünyadaki sair ülkelerden geri kalacağımızı düşünmüyorum, yeter ki, geleceğimizi doğru sistem üzerinde, doğru yöntemlerle, doğru politikalarla, doğru inşa edelim.

Bu itibarla, 2021-2022 yeni eğitim ve öğretim yılının tüm öğrencilerimize, öğretmenlerimize ve akademisyenlerimize hayırlı ve uğurlu olmasını, sağlık ve sıhhat içerisinde geçmesini dilerim. Allah’a emanet olunuz.

Dr. Habip Artan – habipartan@gmail.com

Bunu da okuyun

2021 ORTAÖĞRETİM KURUMLARINA GİRİŞ SINAVI (LGS) RAPORU

Bir Cevap Yazın