De ve Da’nın yazımı | Ayrı mı? Bitişik mi?

Günlük konuşma dilinde fark edilmese de yazı dilinde hemen fark edilen hatalardan biri de ve da’nın yazımı. Bir çok kişi maalesef yıllarca eğitim almış olmasına rağmen, eğitim sistemimizin ‘öğreticilikten uzak yapısı’ nedeniyle en temel kuralları bile öğrenemiyor. De ve Da’nın yazımı da bunlardan biri.

Bazen bir bilimsel makalede bile yapılan bu yazım hatası nasıl fark edilmez anlamak mümkün değildir. Maalesef sıkça atlanan bu kural bir çok kişi için ‘basit bir hata’ gibi gelse de, ‘Kamus Namustur’ düsturu ile, kendi dilimizin kurallarını korumak açısından çok önemlidir.

Biz de bu tür hataları fark etmeniz için –de ve –da’ nın nasıl kullanılması gerektiğini hazırladık. Ufak örnekler ile de ve da’nın yazımı noktasında sizlere bir yol göstereceğiz.

De ve da'nın yazımı

-De ve –Da Eki Nasıl Yazılır?

Bu ekin başlıca görevi, birlikte kullanıldığı sözcüğün kavramını daha öncekine katmaktır.

Bir defa şunu bilelim; da, de bağlacı bağımsız bir sözcüktür, vurgulanmaz ve ayrı yazılır. Kendisinden önceki sözcüğün son ünlüsüne göre uyuma girer. Türkçe’mizin bir numaralı kurallarından biri de budur.

Birkaç örnek görelim:

Kızı da geldi, gelini de.

Durumu oğluna da bildirdi.

Sen de mi Brütüs? (Shakespeare)

-De ve –Da’yı Kullanırken Şunları Yapmayın!

1- Kesme İşareti Kullanmayın!

-de ve da bağlacını kendisinden önceki sözcükten kesme işareti ile ayırmak yanlıştır. Bu yanlış sık yapılır.

Örnek: “Sonunda keman’da çaldım” ne kadar büyük hata! Kesme işaretinin nerede kullanıldığını bilmeyen birinin yapacağı hata!

Doğrusu: “Sonunda keman da çaldım.”

Bu şekilde kesme işaretini ayırabilirsiniz.

2- Bulunma Durumu Eki Olan De Ve Da’ Dan Farklı Olduğunu Bilin

-de ve -da bağlacının bulunma durumu eki olan -da, -de, -ta, -te ile ilgisi yoktur. Bulunma durumu eki vurgulanabilir ve kendisinden önceki sözcüğe bitişik yazılır:

Örnek: Devede kulak, çantada keklik, İkide bir bana aynı şeyi yapıyorsun. (Tamamı bulunma durumuna işaret ediyor.)

Türkçemizi doğru biçimde kullanmak, gelecek nesillere aktaracağımız yegane miraslar arasında bulunan ‘dil’ kavramını pozitif yönde etkileyecektir. Zaten gittikçe erozyona uğrayan dil bilgisi eğitimini ve kurallarını bilmek ve uygulamak da bu kapsamda yapılabilecek en doğru şey gibi görünüyor.

Elif Tümer/Türkçe-Edebiyat-Dilbilgisi Sayfaları Editörü

Bir Cevap Yazın Cevabı iptal et