Çayın Kısa Bir Öyküsü – Çay Hakkında Neler Biliyorsunuz?

Çayın Kısa Bir Öyküsü – Pazar Sohbeti

Kahvaltınızı yaptınız. Son bardak çaylarınızı pencerenin önündeki koltuğa kurularak içiyorsunuz. Güzel ve güneşli bir günde çay içmenin tadı başkadır. Tam bu sırada bu yazı karşınıza çıkıyor ve çayınızın tarihçesini, kısa bir öyküsünü okurken, çayınızı da yudum yudum içiyorsunuz.

Çay, sudan sonra dünyada en çok tüketilen ikinci içecektir; şekerli Türk Rize çayından tuzlu Tibet çayına kadar, dünyada var olan kültürler kadar, bu içeceği hazırlamanın neredeyse birçok yolu vardır. Bu içecek nerede başladı ve nasıl bu kadar popüler oldu?

Ha, bir de milletlerin çaya yaklaşımına bakalım. Bir bardak çayı içtikten sonra tepkiler şöyle:

Çin: Çaya yatırım yapalım!..

Hindistan: Tadı Güzel!

Rusya: Tadı Güzel!

Türkiye: Tadı Güzel!

Yunanistan: Tadı Güzel!

Fransa: Tadı Güzel!

İtalya: Tadı Güzel!

İngiltere: Bana Çayın Bitkisini Ver!..

***

Yenilebilir tahıl ve ot ararken ormanda geçirilen uzun bir gün esnasında yorgun kutsal çiftçi Shennong kendisini kazara 72 kez zehirledi. Fakat zehirler yaşamına son vermeden önce ağzına bir yaprak düştü. Onu çiğnedi ve canlandı, böylece çayı keşfetmiş olduk.

En azından eski bir efsane böyle söylüyor.

Çay aslında zehirlenmeyi tedavi etmez, fakat tarımın efsanevi kaşifi olan Çinli Shennong’un hikayesi, antik Çin’de çayın önemini vurguluyor.

Arkeolojik kanıtlar çayın orada ilk kez 6.000 yıl önce, yani firavunlar Gize’nin Büyük Piramitlerini inşa etmeden 1.500 yıl önce işlendiğini öne sürüyor.

Orijinal Çin çay bitkisi, bugün dünyanın her yerinde yetiştirilen bitkinin aynısı, fakat çok farklı şekillerde tüketiliyor. Sebze olarak yeniyor veya tahıl püresiyle pişiriliyor.

Çayın yiyecekten içeceğe dönüşmesi, yalnızca 1.500 yıl önce, insanlar ısı ve nem karışımının yeşil yapraktan karmaşık ve değişik bir tat yaratabileceğini fark ettiklerinde oldu. Hazırlama yöntemlerindeki yüzlerce yıl boyu süren değişimlerin ardından, standardı sıcak çaya dönüştü; taşınabilir topaklar şeklinde paketlendi, ufalanarak toza dönüştürüldü, sıcak suyla karıştırıldı ve muo cha veya matcha adı verilen bir içecek oluşturuldu. Matcha öyle popüler oldu ki, farklı bir Çin çay kültürü ortaya çıktı.

Çay kitaplara ve şiirlere konu oldu, imparatorların favori içeceği ve sanatçılar için bir ortam oldu. Çayın köpüğüne abartılı resimler çiziyorlardı, tıpkı günümüzde kahve dükkanlarında gördüğünüz espresso sanatı gibi. 9. yüzyılda Tang Hükümdarlığı esnasında Japon bir keşiş ilk çay bitkisini Japonya’ya getirdi. Japonlar zamanla kendi sıradışı çay ritüellerini geliştirdi ve bu da Japon çay seremonisinin oluşmasına yol açtı.

14.yüzyılda Ming Hükümdarlığı sırasında Çin imparatoru standardın yönünü değiştirdi; topak edilmiş çaydan, serbest çay yaprağına. O noktada, Çin hala, dünya çay ağaçlarındaki ana tekeldi. Porselen ve ipeğin yanı sıra, çay, Çin’in üç ana ihracat ürününden biriydi.

Çay içimi dünyada yayılırken, bu durum, Çin’e büyük bir güç ve ekonomik nüfuz verdi. Bu yayılım, Flemenk tüccarların Avrupa’ya çok miktarda çayı, 1600’lerin başlarında getirmesiyle daha da fazlalaştı.

Çayın Kısa Bir Öyküsü – Pek çok kişi, 1661’de Kral II.Charles ile evlendiğinde, çayı İngiliz soylularında popüler kıldığı için, Portekizli asilzade Kraliçe Braganza’lı Catherine’i över. O zamanda, Büyük Britanya sömürgecilik etkisinin tam ortasındaydı ve dünyanın yeni hakim gücü oluyordu. Büyük Britanya büyürken, çaya ilgi dünyanın her yerine yayılıyordu.

1700’lere gelindiğinde, çay Avrupa’da kahveden on kat daha pahalıydı ve bitki hala sadece Çin’de yetişiyordu. Çay ticareti o kadar kârlıydı ki dünyanın en hızlı yelkenlisi, Batı’nın ticaret şirketlerinin yoğun rekabetinden doğdu. Hepsi, kârlarını arttırmak için, kendi çaylarını Avrupa’ya önce getirmek için yarışıyordu.

Önce, Britanya, tüm bu Çin çayı için gümüş ile ödeme yaptı. Bunun çok pahalı olduğu anlaşılınca, çayı bir başka madde ile, afyon ile değiştirmeyi önerdiler. Bu durum, Çin’de bir halk sağlığı problemine sebep oldu. Çünkü insanlar afyona bağımlı olmuştu. Sonra, 1839’da, Çinli bir yetkili, adamlarına İngilizlerin büyük afyon sevkiyatını durdurmaları için emir verdi. Bunu İngiltere’nin Çin üzerindeki etkisine karşı bir bildiri olarak yaptı. Bu hareket, iki ulus arasındaki ilk afyon savaşını tetikledi. Savaş, Çin sahillerinde 1842’ye kadar, yani mağlup Mançurya hanedanının, Hong Kong limanını İngilizlere vermesine ve ticareti olumsuz şartlarda sürdürmesine kadar devam etti. Bu savaş, Çin’in bir yüzyıldır süren küresel saygınlığını zayıflattı. İngiliz Doğu Hindistan şirketi de, çayı kendileri yetiştirebilmeyi ve piyasayı daha fazla kontrol edebilmeyi istedi.

Çayın Kısa Bir Öyküsü – Bu nedenle, botanist Robert Fortune’ı, Çin’den çayı gizli bir operasyonla çalmak için görevlendirdi. O da kendini gizleyerek Çin’in dağlık çay bölgelerine tehlikeli bir yolculuk yaptı, zamanla çay ağaçlarını ve deneyimli çay işçilerini Hindistan’ın Darjeeling şehrine kaçırdı. Bitki, oradan daha ötelere yayıldı, çayın hızlı gelişimine, günlük ticari bir mal olarak yardım ederek.

Bugün, çay dünyada sudan sonra en çok tüketilen ikinci içecektir ve şekerli Türk Rize çayından tuzlu Tibet tereyağı çayına kadar, bu içeceği hazırlamanın, neredeyse dünya üzerindeki kültürlerin sayısı kadar yolu vardır.

Kaynak: https://www.ted.com/talks/shunan_teng_the_history_of_tea/transcript?

Shunan Teng · Eğitimci

Bir Cevap Yazın